Posted by Tripster Ezgi

Bir parti adası olarak ünlenen Mykonos’un önde gelen bir kültürel destinasyona doğru evrilmesine yardımcı olan yaratıcı girişimleri inceledik. Yaz aylarında ziyaret edilecek bir Yunan adası olan Mykonos, hiç bu kadar revaçta olmamıştı. Adanın gün boyu süren plaj partileri ve hedonistik geceleri ile bilinmesi, 60’ların ve 70’lerin bohem mekânını Avrupa’nın en popüler yaz hedeflerinden birisi haline dönüştürdü.

Bununla birlikte, geçtiğimiz birkaç yıl boyunca, yaratıcı fikirler ile adanın sanatsal tarihi yeni şekillerde kullanılmaya başlandı ve insanlara adanın asıl ruhu hatırlatıldı. Sonuç ise adanın sanat, moda ve bohem yaşam tarzı için modern bir merkez olarak bilinirliğini şekillendiren canlı bir kültürel sahnenin topladığı yeni ilgi.

Galeri: Dio Horia

Mykonos’taki etkileyici Dio Horia galerisinin kurucusu Marina Vranopoulou; “Dio Horia, Mykonos’un bugün ne olduğunu ve 1930’lardan bu yana adanın nasıl değiştiğini görsel olarak araştırma arzumun ardından 2015’te başladı” diyor.

Vranopoulou’nun, adanın kimliğine yönelik araştırmaları, her yıl uluslararası sanatçıları yerlilere ve ziyaretçilere sergilemenin yanı sıra, galerinin Mykonos sanat sahnesinin yeniden canlanmasının bir parçası haline geldiğini gördü.

Dio Horia’nın etkisi şimdi Mykonos’un da ötesine geçiyor. Galeri, EXPO Chicago ve Untitled Miami gibi sanat fuarlarında sergilendi ve Artforum, The New York Times ve The Evening Standard gibi önde gelen uluslararası yayınlarda yer aldı.

Galeri alanının yanı sıra, Dio Horia, orada çalışmaya gelen ve çeşitli ortamlarda sanatını icra eden sanatçılarla birlikte saygın bir ikamet programı yürütüyor.

Bu konuk sanatçılardan alınan karşılık ve yaratıcı sonuçlar etkileyici olmuştur. Vranopoulou, konu ile ilgili şunları söylüyor: “Sırf bu yıl içerisinde, Todd James, adanın yapısından esinlenen bu muhteşem çizimler dizisini yaptı, Matthew Palladino ve Caroline Larsen, çalışmalarını Yunan mitolojisine dayandırdı ve Trudy Benson, resimlerini renk paletine ilham veren Yunanca kelimeler kullanarak isimlendirdi.”

Adanın bu sanatçılar için ilham kaynağı olması şaşırtıcı olmadı. Mykonos’un sanatçılar için cezbedici tarafının ne olabileceğini sorduğumuzda Vranopoulou, tabiatın sanatçıları on yıllardır etkilediğini vurguluyor: “Işık, mimari, hala sade olan yaşam tarzı, kuru kayalık dağlar, ve umarım ekibimiz ve programımız.”

Mykonos kentinin kalbine böylesine dinamik yeni bir galeri alanı lanse etmek, şüphesiz ada için yeni bir yol açtı. Adanın parti destinasyonu olarak yükselen ünü, yeni yaratıcı sahneyi tehdit ediyor mu?
“Bence adanın partileri ile bu kadar bilinmesinden dolayı, yaratıcı fikirler başarılı olduklarında kendilerini fazlasıyla belli ederler. Kendilerini tehdit halinde hissetmez, aksine kutlanırlar ve başkalarına onlara katılmaları için ilham verirler.”

Böyle bir iyimserlik haklı sebeplere dayanıyor gibi görünüyor. 2018’de yaz ayları boyunca adaya müzik, kültür ve sanat getiren yeni bir açılış etkinliği olan Mykonos Sanat Festivali gerçekleşti. Festival, her iki yılda bir adada gerçekleşen Mykonos Bienali’ni tamamlar nitelikte. Vranopoulou ve meslektaşlarının çalışmaları sayesinde, Mykonos sanat sahnesi sahip olduğu yere sıkıca tutunmuş gözüküyor.

Konsept Mağazası: Aesthet

Off-White, Dior ve Gucci, bu yaz Mykonos’ta mağazalar açmış olabilir, ancak asıl dikkatle takip edilmesi gereken, yeni bir Aesthet amiral mağazasının açılışı sayesinde, Mykonos’un Yunan modası için bir merkez haline getirilmesi hareketidir.

İlk olarak internet üzerinden faaliyete geçen Mykonos’taki konsept mağaza, sadece örgü giysiler uzmanı Ioanna Kourbela, Ancient Greek Sandals, Zeus + Dione ve Mitos Swimwear gibi bilinen Yunan tasarımcılarının bir karışımını değil, aynı zamanda kült çanta markası One and Only gibi bağımsız tasarımcıları da ürünleri arasında bulunduruyor.

Küçük butik mağazalar her zaman adanın yapısının bir parçası olmuş olsa da, Yunan tasarımcıların Nammos Köyü’ndeki varlığı, onları uluslararası rakipleriyle aynı seviyede bir rekabet alanına sokuyor. Mykonos’un bir moda destinasyonu olması ile birlikte, yerel tasarımcıların kendilerini gösterme fırsatını elde etmesi çok doğal.

Tasarım Mağazası: Pinelies Mykonos

1995 yılında eski bir Fransız model tarafından kurulan Mykonos’taki Pinelies, adaya benzersiz tasarım parçaları getirmekte uzun zamandır uzman. Şimdi ailenin ikinci nesli Aristidis Theofilou tarafından işletilen mağaza, hem uluslararası ziyaretçilere hem de yerlilere özgün işçilik sunmaya devam ediyor.

Aristidis, “Bize göre kültürel tarza olan katkımız, ülkemizin en iyilerini adamızı süsleyebilmek için toplamak” dedi. Aristidis, kış boyunca, adaya geri getirmek üzere benzersiz parçaları elle temin etmek için dünyayı dolaşıyor.

Mykonos özgünlüğü ile gurur duyar, ve mobilya, duvara asılan parçalar, ve seramik ürünleri tedarik etme konusundaki bağlılığı, Pinelies’in yaratıcı ruhunun bir kanıtıdır.

Acele etmeden ve uzmanca küratörlüğün önemi, zamanla kendini kanıtlamıştır. Bu yaklaşım Pinelies’i, adada mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir tasarım noktası haline getirdi. Aristidis’in belirttiği gibi, DJ’ler hippilerin yerini almış olsa da, Pinelies eşsiz Mykonos ruhunu güçlendirmeye, ve ziyaret eden kitlelere eserlerin arkasındaki hikayelerin nesnelerin kendisi kadar heyecan verici olduğunu göstermeye devam ediyor.

Otel: San Giorgio

San Giorgio, web sitesinde otellerinin “sadece bir otel değil aynı zamanda tatil yapma şeklinize deneysel bir yaklaşım” olduğunu belirtiyor. Ve sonuçlar kesinlikle büyüleyici. Otelin yapısıyla iç içe geçmiş olan, Instagram’a atmalık gösterişli havuzlardan ve ışıltılı bir lüksten ibaret değil (burada bolca hoş görüntüden eksik kalmayacak olsanız da). Bunun yerine otelin tasarımı, Kiklad tonları, doğal ışık, ve çok sayıda benzersiz mobilya ile birlikte geleneksel Mykonos işçiliğine dayanmakta.

Cennet Kulübü’nü bugün olduğu başarılı kulübe dönüştüren aynı iki kişi olan Thomas Heyne ve Mario Hertel tarafından kurulan otel, adada lüks konaklama için yeni bir emsal oluşturdu.

Vurgu açıkça sanat ve kültür üzerinedir. Açık plan büfedeki yemekler organik, gurme ve “ağırlıklı olarak vejetaryen” olmakla birlikte konuklar İç Bahçeleri de keşfetmeye davetlidir. Otelin misafirleri için ücretsiz olarak meditasyon, çeşitli konuşmalar, yoga atölyeleri ve masaj hizmetleri sunduğu “yeni nesil arayışta olanlar” için tasarlanmış yeni bir alan.

Sanat programı ise “aydınlanmış” olarak tanımlanabilir. Birinci sınıf DJ’ler burada çalabilirler, ancak vurgu hedonizmden ziyade topluluk üzerindedir. Böyle bir girişim, servetinizi ortaya koymanın ve ayrıcalıklı olmayı kovalamanın gece hayatıyla eş anlamlı hale geldiği bir ada için radikal bir ayrılığa işaret eder. Ruha hitap eden bir dil kullanıp, duyarlı girişimler sunmanın yanı sıra, aynı zamanda Mykonos ziyaretçilerinin alışık olduğu lüks ortamı ve hizmeti sunarak, San Giorgio yeni bir Mykonos deneyimi ortaya koyuyor.

Bununla birlikte, San Giorgio’da gecelik konaklama fiyatı 700 €’nun üzerinde, bu da oteli adada başınızı bir yastığa koyup dinlendirmek için en maliyetli yerlerden birisi haline getiriyor. Ruhsal hitaplar içeren konaklamanın bedeli daha yüksektir. Sonuçta, burası Mykonos.


Comments: 0

There are not comments on this post yet. Be the first one!

Leave a comment